En güzel doğa fotograflarını çekmek için yeryüzünün dibi, en doğru yer burası !
Hiç bozulmamış, endüstri yok. Hatta hiç bir şey yok. Sadece boşluk ve özgürlük duygusuhissediyorsunuz.. Hava çok temiz. Uçaktan iner inmez çarpıyor. El calafate'deyiz..
Buenos Airesden uçakla 3 saat yolculuk sonrasında El Calafate'ye geldik. Ama hala Atjantin'deyiz El Calafate'nin anlamı burada doğada bol miktarda bulunan bir çeşit çalı cinsi.
Burası çok şirin ve çok küçük bir kasaba. Çok az ev var. Şehir merkezinde sadece bir ana cadde ve iki taraflı şık dükkanlar, kafeler, restaurant'lar, barlar hepsi minyatür bir yapıda. Sanki maket şehir gibi.
Ocak ayı ve hava onların yazı olmasına rağmen çok soğuk. El calafate zengin turist çekmek için tasarlanmış dükkanlarla dolu. Burda çok elegant restautrant'lar var tabi ki Arjantin şarapları süper . İki hafta boyunca hem öğlen hem de akşam her gün istisnasız şarap içtik.
Ertesi sabah otobüsle Parques Nacionales de Los Glaciers'e (UNESCO World Heritage Center) gittik. Dünyada çok az yer fotografçılar açısından bu kadar etkileyici olabilir. Perrito Moreno isimli buzul bizim ilk durağımızdı..
Ertesi gün gemi turuyla başka buzullar da gördük.Heryerde farklı şekillerde buzullar var. Bahia Onelli (Onelli Körfezi) ve Onelli gölü masal gibiydi Gerçek olamayacak kadar güzel görüntüler var. Fotograf çekme krizine giriyorsunuz. Her şeyin fotografını defalarca çekmek istiyorsunuz. Onelli körfezinden sonra gemi ile Upsala buzuluna gittik. Buenos Aires'in 3 katı büyüklükteymiş. Patagonyadaki ilk günümüzde Perrito Moreno'da buzul yürüyüşü yaptık. Otobüsten inip küçük botlarla buzulun üstüne çıkılıyor.. Buzula yaklaşırken o sessizlik içinde birden gümbür gümbür sesler duyuyoruz. Buzul iri parçalar halinde kopuyor. Bu hep olan bir şeymiş ancak bizim şansımıza daha sık olarak kopmalar yaşanıyor. Rehberimiz , bu kadar üst üste pek olmaz diyor. Buz yürüşü ilginç bir tecrübeydi. Buzul üstünde yürüyüş yapabilmek için hepimize kramponlar ve eldivenler dağıttılar.. Kramponları trekking ayakkabılarımızın üstüne bağladık.. Buzda yürürken ayakların omuz hizasında açık ve paralel olması lazım. Yoksa kramponlar birbirine takılabilir. Yokuş aşağı inerken vücut dik inmek gerekiyor. Çıkarken ise ayaklar ters kar-sapanı şekinde olacak. Tıpkı kayakla yürür gibi.. Buzulda fotograf çekerken filter kullanmakta yarar var.
Arjantin Patagonyasında bir kaç gün kaldıktan sonra Şili Patagonyasına geçtik. Şili’nin halkı Arjantinden çok farkı. Arjantinde Ispanyol kökenli Avrupalılar çoğunluktayken Şili’de halk yerli kızılderili gibi.
Şili Patagonyasına geçince önce bir çiftlik evinde yemek molası verdik.. Evin içi, şöminesi,bahçesi çok güzeldi. Burada koyun nasıl kırpılır belgeselini çektikten sonra Torres del Paine (yerli dilinde Mavi Kuleler demek) milli parkına gittik. Yol boyunca manzaralar nefes kesiyor. Mor dağların eteğinde yeşil çimenlerde otlayan tombul kuzular. Göllerde yüzen ördekler, karşıda çok yüksek kule şeklinde dağlar..
Şimdiye kadar gördüğüm en güzel foto-trekking trail bu milli parkta. Milli parkın haritasını aldık ve önce Glacier Grey'in dibindeki göle, Lago Grey'e gittik.. Müthiş bir rüzgar yürümemizi engelliyor. Yazın Ocak-şubat ayları hep rüzgar olurmuş
İnişli çıkışlı bir trail. Ama her köşe dönüşte inanılmaz bir manzara. Fotoğraf molalarından dolayı yürüyüş uzun sürdü.
Göl, buzullar, dağlar, kayalar, bitki örtüsü manzaranın parçalarını oluşturuyor.
Fotograf çekmek için gerçekten de tahmininizden fazla zaman ayırmak gerekiyor. . Milli parkta kalacak çok az otel var. Kaldığımız otelin tam karşısında akşam üstü gözüken sıra dağlar, ertesi gün sabah siste hepsi kayboldu. Aynı yerde sabah ve akşam iki ayrı fotograf karesi, birbirinden farklı. Fotomontaj gibi…
Öğleden sonra milli parktaki ikinci yürüyüş turumuzu bir şelale kıyısında yapıyoruz.
Rehberimiz sabah gördüğünüz rüzgar hiç bir şey değil, saatde 160km'lik rüzgara ve yağmura hazırlanın diyor. Rüzgar bir anda hızlı esince hemen yere oturup, kapanmak gerekiyor. Yürümek mümkün değil, çünkü insanı sürüklüyor..
6 km'yi 1 saatde tamamladık. Sarı çiçekli kırlar, uçurumlar, dağlar arasından yürüdük. Son geldiğimiz nokta zaten fotograf çekme noktasıydı. Süper bir göl ve dağ manzarası var. Bunu da gördükten sonra hiç bir foto-trekking beni etkileyemez artık diye düşünüyorum. |