Işık,
güzelim kıvılcımı tanrıların.
Gerçekte, Beethoven'in ünlü bestesi 9. Senfoni'de, Schiller'in dizeleri
"Sevinç, güzelim kıvılcımı tanrıların"
diye başlar. Ama ışıkla sevinç özdeşleşir bazan. Prometheus'u anmadan
da geçemeyiz herhalde. Ateşi tanrılardan çalıp ölümlülere veren. Onun
özverisiyle sadece günaydınlığı ile yetinirken geceleri de ışığa kavuştu
insanlar. Engin steplerde birbirlerine sokulup sıcaklıklarını algılayarak
bedenlerinden çok ruhlarının ürpertisini yatıştırmaya çalışan kümeleri
düşleyin. Uzaklarda yıldızlar göz kırpmakta, hayvanlar ulumaktadır.
Eğer ortalarında yanan bir ateş varsa, ısıtan ve güven veren, kılıç
dişli kaplanı uzak tutan, şöyle dikelip karanlıklara baktıklarında
ötelerde de yanan ateşleri görüyorlarsa, korlara biraz daha sokulup
bedenlerine yansıyan kızıllığında uykuya dalabilirler. Düşlerinde
kuşlar gibi uçmayı umarak. Ya da sonraki nesiller için "karlı kayın
ormanında sarı sıcak bir pencere" düşleyerek.. Büyük Şair sanki fotoğrafın
renk bilgilerine dayanmaktadır, o ışık sarı-sıcaktır.
İnsan genlerinin en alt yüzeyinde vardır karanlığın ve ışığın
izleri. Günümüzde varlığını duyumsatır ve uzaya açılıp yeni galaksilere
varıldığında da titreşimlerini algılatacaktır. Karanlık endişe ve
iyi ayarlanmış ışık her zaman erinç vererek.
"Karanlık ve iyi ayarlanmış ışık" fotoğraf için varolma sorunu olsa
gerek. Karanlıkların içinde tartılıp biçilmiş, tadında bırakılmış
ışık ne kadar da güçlü görüntüler yaratır. Anlık saptamayı aşar, duyguların
ve anlamların titreşimine ulaşır. Belki o titreşim de ışığın salınımı
içinde bir başka boyuttur.
Kutsal
kitaplardaki gibi "ol" demekle olmaz ki güçlü görüntüler. Kullanılan
malzemenin inceliklerine girilmiş, beyin-göz-el bağıntısı ile tam
denetime alınmış olmalıdır. Ancak bundan sonra düşünceler biçimlere
dönüşmeye, bakılandan yansıyan ışık gözde uygun titreşimler yaratmaya,
beyne aktarılan elektrik yükleri depolanmış bilgi ve anıların bağlantılarını
kurup coşkuya dönüştürmeye başlar.
Uzun
sözün kısası, sizlere Derya Avcuoğlu ERYÜREK'in çalışmalarını sunmak
istedim. Kız tarafı olarak eşine de selamlarımı ileterek.. Uyguladığı
yöntem "ışıkla boyama" veya "ışıkla yıkama". Fotoğraflarındaki gücü
yakalayacağınızı biliyorum. Aradan çekiliyor ve sözü kendisine bırakıyorum.
"1978
doğumluyum. İlkokulu Sivas'ta bitirdim. Ortaokul ve Liseyi Üsküdar
Burhan Felek Lisesinde. Fotoğrafa ortaokulda amatör makinem ile Üsküdar
fotoğrafları çekerek başladım. O dönemde okul içindeki ve Büyükşehir
Belediyesi'nin düzenlediği yarışmalara katıldım. Öğretmenlerimin üniversitede
resim eğitimine yönelmemi istemelerine karşın fotoğraf okumaya karar
verdim. Etkilendiğim fotoğrafçılar yoktu tamamen içgüdüsel bir karardı.
Yıldız Teknik Üniversitesi Fotoğraf Programı'nı kazandım. İki yılda
fotoğrafa ilişkin çok şey öğrendim. Fotoğraf eğitiminin yaşamımın
en doğru kararlarından biri olduğuna inanıyorum.
İlk
kişisel sergimi Öğretmenlerimin özellikle sayın Ufuk Duygun'un desteğiyle
açtım. Sergim, bitirme projem olan "Nü" çalışmalarından oluşuyordu.
Hepsi okulumuzun stüdyosunda çekilmiş fotoğraflardı. Modelim ise sınıf
arkadaşımdı zaten. Nü'yü neden çalıştığımı iç dünyamda pek de çözemedim.
Fotoğraflarımda insanlara somut bir şeyler anlatmak istemedim. İlk
sergimde birkaç adet ışıkla boyama çalışmam vardı. İzleyiciler beğenince
bu konu üzerinde daha çok durmaya karar verdim. Işıkla boyamanın romantik
etki yarattığını düşünüyorum. Beni en çok etkileyen tarafı ise aydınlatmadaki
özgürlüğün anlamları daha iyi yansıttığını düşünmemdir.
Pozlama
konusunda ilk zamanlar çok zorluk çektim. Bir filimden en fazla 2-3
iyi fotoğraf çıkıyordu. Sonraları el alışkanlığı ve iç güdülerimle
iyi sonuçlar almaya başladım ve bu fotoğrafları ikinci sergimle sundum.
Okulumdan mezun olduğum, stüdyom da bulunmadığı için çekimleri evimde
yaptım.
Modellerime
gelince, genelde arkadaşlarım hepsi. Bu konuda hiç zorlanmadım. İstediğimden
çok model adayım oldu. Hepsi modelliği bir beklentileri olmadan istekleriyle
yapıyorlar ve belki de bu yüzden bu kadar içten fotoğraflar çıktı
ortaya. Kadın olmanın da avantaj olduğunu düşünüyorum. Şimdiye kadar
iki erkek modelim oldu ve onlarla da keyifli çalıştım. Sanırım işimi
ne kadar sevdiğimi ve ciddiyetle yaptığımı gösterince kolaylaşıyor.
İlk ve en çok çalıştığım sınıf arkadaşım Gülay. Çok şanslıydım Gülay
gibi cesur modelim olduğu için. Arkadaşlığımız nedeniyle çok rahat
çalıştık. Özellikle ülkemizde bedenle beraber yüzün de çerçevede olmasının
örnekleri azdır, ama ben fotoğraflarımda sıkça yapabildim. Modelim
yüreklice gözlerinizin içine bakıyor ve bedenin ötesinde estetik yüklü
duyguları çağrıştırıyor. Erkek modellerim bu cesareti gösteremediler.
Okul
bittikten sonra sudan çıkmış balığa döndüm. Ne istediğim gibi bir
iş buldum ne de yaptığım işlerin karşılığını alabildim. Başkalarının
istediği fotoğrafları çekmek beni biraz şaşırttı ve sıktı. Sevdiğim
ve başarıyla yaptığım işten para kazanamamak tuhaftı. Asistanlık,
editörlük, teknik sorumluluk gibi işleri denedikten sonra benim yapmam
gereken çalışmanın "akademik kariyer" olduğuna karar verdim ve Dikey
Geçiş Sınavı ile Yeditepe Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema'yı
kazandım. Şimdi fotoğrafa ihanet ediyormuş gibi bir duygu da yaşamıyor
değilim.. Şu anda İngilizce hazırlık okuyorum. Yenilikleri daha kolay
takip etmek için yabancı dil şart. Her ne kadar henüz sayısal fotoğrafla
tanışmasam da.
Belki biraz gelenekçiyim. Karanlık odanın kendine özgü bir büyüsü
olduğunu düşünüyorum. Şu aralar uzun yıllara yayılacak bir fotoğraf
projesine başladım. Genç çiftlerle çalışıyorum ama bu sefer nü değil.
Umut ediyorum ki bana çıplak poz verecek bir çift de bulacağım. Bu
projenin dışında nü ile ilgili birkaç projem daha var ve gerçekleştirmeye
çalışıyorum". |