Mehmet BAYHAN Prof. Mehmet BAYHAN
 

IŞIK

            Her şeyi var eder ışık. Parçacıklar erke ile beraber anıları da taşıyarak mı salınır? Duyguları, hüzünleri, sevinçleri, sevgileri, bazan düşleri.. Ama gelecekte yaşanacaklar yoktur bu salınımda. Her tür canlı, denizlerin ya da mağaraların derinliklerindekiler dışında, ışıkla yaşam bulur. Gözeleri böylece devinir, böylece can bulur. Algılanacaklara ve algılatılacaklara ortam hazırlanır. Işıkla başlayan devinim canlıyı eskitir de.. Ve bir gün beden taşımaz olur. Biter. Yaşam yeni bedenlerde sürecektir. Ama duygular, bilgiler değil. İnsanın oluşturduğu uygarlıkta yazıya ve görselliğe dönüştürülmüşse ve değeri bilinmişse, belki. Buradan iki sonuç çıkar; "insan olmak" kesinlikle bilim-sanat-kültürde bir şeyler üretmek veya üretilmişlerden pay almakla olasıdır. Fotoğraf çalışmak da insan olmanın bir yoludur.

          Fotoğrafı da ışık var eder. Duyarkatı etkileyen ya da yüzeydeki görsellikten gözlerimize ulaşıp beynimizde çağrışımlara yol açan ışıktır. Sadece açık-koyuları, çizgi-leke-benekleri taşımaz. Olanı, anlamları ve bazan düşleri-gizleri de ulaştırır. Gösterdiği hep geride kalan değildir, tüm zamanları da kapsayıverdiği olur. Fotoğrafın, dörtkenar ile sınırlı sanılan alanına kapılar gizlenmiş olabilir. Bulunup geçilecek ve yeni anlamlara, duygulara, sevinç ve hüzünlere ulaşılacaktır. Çerçeve genişleyecek ve bazan dört bir yanımızı saracaktır. Sevinç gibi hüzün de her an karşımıza çıkar. Belki sürekli birbirine dönüşerek, sevinç ve hüzün sarmaşarak. İnsan, var oluşun sonluluğunu bildiğinden mi hüznü de taşır yüreğinde?.

          Azra Erhat'ın çevirisi ile, Beethoven'in 9.Senfonisi'nde can bulan dizelerinde Schiller şöyle der : "Sevinç, güzelim kıvılcımı tanrıların / Cennetin kızı / Yanıp tutuşarak coşkunluktan / Giriyoruz göklerdeki tapınağına senin. // Büyülerin birleştiriyor yeniden / Zamanın kıyasıya ayırdıklarını. / Temiz kanatlarının süzüldüğü her yerde / Kardeş oluverir insanlar".. Büyük usta Beethoven her bir çalgıyı bilgece konuşturuyor, ortamı tinsel titreşim kaplıyor. Koro vurguluyor; "Kardeş oluverir insanlar". Ama kimler?. Çalgılarla uyum içinde veriyor yanıtını; "Kim ermişse yüce mutluluğuna / Bir dost ile dost olmanın". O kadar mı?. "Kim kazanmışsa gönlünü bir soylu kadının / Evet, kim bu yeryüzünde / Bir cana canım diyebilmişse / Gelsin katılsın sevincimize"..

          Fotoğraf teknik araç-gereç ve uygulama becerisine dayanır. İçeriğini ve gizlerini oluşturan tüm öğeler bu taban üstüne oturur. Bazan bilerek tabanın zayıflatıldığı da olur. Ama hazırlayan, konuşmanın iniş-çıkışları ve vurgulamaları gibi, neyi nasıl düzenleyeceğini öngörmüştür ve düzenlemiştir. Görüntüler keskin değilse, açıklar içinde ancak sezilir vurgulamalarla ya da koyular için yitip gitmekte olan açıklarla söylüyorsa türküsünü, bir an kulak vermekte yarar olabilir. Işık sesleri de taşıyordur. Görselliklerde çağıldayan sesler fısıldıyordur; "Sevinç, güzelim kıvılcımı tanrıların".. "Kim ermişse yüce mutluluğuna…".. Ve beraberinde hüzün de yankılanıyor olabilir. Sevinç varsa, el ele tutuşmuş hüzün de yanındadır. Öyle fotoğraflar vardır ki binlerce yılın sevincini ya da hüznünü yansıtır.

          Evet, fotoğraf teknik gereçleri uygulama becerisine dayanır. Makinayı tutuş bile etkileyebilir. Ancak uzun sayılmayacak bilinçli eğitim ve uygulama ile bu beceri kazanılabilir. Ana sorun ekinç dağarında neler olduğudur. Görmesini, algılamasını ve yorumlamasını öğrenmiş midir?. Görmek deyip geçmeyin; sadece ışığı görmek bile önemli bir niteliktir. Biçimler, simgeler, aktardıkları ya da fısıldadıkları. Gizledikleri.. "Kapıyı bul, arkasına geç, anlamlara ulaş" dedikleri.. Bazan tek bir ses gibi, tüm ayrıntılardan arındırılmış yalın olduğu kadar güçlü bir vurgu. Bilimin, büyük bumdan bu yana uzayda yankılandığını söylediği dalga boyu. Algılayıcılarımızı titreştiren ve beynimizde çağrışımlar yaratan. Açıktır ki fotoğrafı yapan veya izleyenin, tüm diğer sanat dalları gibi, "dolu" olması gerekir. Diğer sanatlarla, yazınla, hatta bilimle yakınlığı olmalıdır. Ulusal ve uluslararası toplumsal yapıyı, siyasayı gözlemelidir. Kendisine özgü bakış açıları geliştirmelidir. Ve yorumunu araç-gereç-uygulama aracılığıyla dışa vurmalıdır. Gözlenen ve yorumlananlar salt biçimler de olabilir. O biçimler yaşamımızı dokuyan ayrıntılardandır. Var ise, duygular ve sevinçler ve hüzünler gibi, gözlemeye ve aktarmaya değer olabilir.

          Ne kadar yukarılarda geziyorsun denebilir.
Yukarıları amaçlamıyorsak yaşamımız anlam kazanabilir mi?. Nietzsche'nin bir sözünü severim, "Yukarılara çıkanı yerdekiler küçük görür".. Bunun karşıtı da düşünülebilir, "Yukarılara çıkan da yerdekileri küçük görür".. Ama hayır, gerçekten yukarılara yönelmişse doğrusu şudur, "Yukarılara çıkan yerdekilerin tümünü görür"..

          Önümüzdeki fotoğrafta beklediklerimizin hiç biri olmayabilir ya da azı vardır. İzleyen görüş alanını genişletmişse olanı olmayanı algılayacaktır. "Fotoğrafıma belirli bir anlam yüklemiyorum, izleyen kendi öyküsünü yaratsın" diyenler de vardır..

          İyi fotoğraf kolay çıkmaz. İyi fotoğrafçı daha da azdır.

          Yaşamınız iyilerle dolsun.

Sevgilerimle.

Mehmet Bayhan
 
Ç a ğ r ı : Bu yazıyı anlamlandıracağını düşündüğünüz fotoğraflarınızı bekliyoruz. Seçilenler, kalıcı olarak, yazının altına yerleştirilecektir.
 
fotograflarınızı 1024 pixel genişliğinde max. 100KB olacak şekilde yukarıdaki adrese gönderebilirsiniz.
 
Yorumlarınızı Buraya Yazın
 
Gelen yorumlar...
 
gerçekten güzel 1 yazı..ben fotoğraf bölümünde okumak isteyen fazlaca amatör bir fotoğrafçıyım.yazınızla aydınlattınız teşekkürler.
buhara çiçek :: 2008-04-21 :: 05:18:52

 
 
Ana Sayfa . Fotograf . Portfolyolar . Sergiler . Forumlar . Download . Biz . Site Map