Tarihi fotoğraflar
kolleksiyonumda çok sayıda Atatürk fotoğrafı olması nedeniyle bu
fotoğrafları hakkında iyi sayılabilecek bir deneyime sahibim.Bu
deneyime dayanarak diyebilirim ki:
Atatürk fotoğrafları ikiye ayrılır...
Kurtuluş Savaşı öncesi Atatürk
Fotoğrafları...
Ve Kurtuluş Savaşı sonrası
Atatürk Fotoğrafları...
Birinci kategoriye giren fotoğraflarda
Mustafa Kemal fotoğraf
karesi içinde(eğer tek başına çekildiği bir fotoğraf değilse)
ikincil olarak yer alır.Fotoğrafın önemli bir ögesi olsa da ,ana
kahramanı değildir.Kısa sayılabilecek boyu fotoğrafın içinde
kendisini belli eder.Vücüdunun belirgin bir şekilde öne çıkan
bir elemanı yoktur.Çabuk düşünen , kararlı yapısı karenin içine
yeterli bir şekilde yansımamıştır.
Halbuki Kurtuluş Savaşı'ndan sonraki fotoğraflarında, çakmak
çakmak ışıldayan gözleri
öne çıkmıştır.Karenin içinde çok sayıda insan olsa da, Atatürk hemen faklılığını belli ederek öne çıkar.Hiç
kimse bu fotoğraflara bakarak Atatürk'ün 170 cm.den daha kısa
bir boya sahip olduğunu düşünmez.Aksine önder fotoğraflarında
uzun boyluymuş gibi görülür.Kararlı ve zeki kişiliği neredeyse
fotoğrafın her tarafına yansımıştır.
Atatürk'de ne değişmiştir ki fotoğraflarına bakınca bu
farklılıkları görebiliriz?
Ben inanıyorum ki fotoğrafları değiştiren değişim Atatürk'de
değil fotoğrafçının görüşlerindedir.Atatürk savaşdan önce
de ,sonra da düşünen, düşündüğünü uygulamak için tüm
kararlığı ile çaba sarfeden, etrafındakileri hemen etkileyebilen
kararlı bir insandır.
Fotoğrafçıya göre ise, Kurtuluş Savaşı'ndan önce Atatürk
Osmanlı Devleti'nin subaylarından biridir.Çanakkale Savaşı'nda
gösterdiği kahramanlık bile onu Enver, Cemal hatta Liman Von
Sanders paşaların yanında baş köşeye oturtmaya yetmemiştir.Bu yüzden
fotoğrafçılar karelerinin en dikkatini çeken yerlerini ona ayırmamıştır.
Karelerinde ustalıklarını gösterirken, görkemli gösterme
tercihlerini daha önemli buldukları(!) diğer subaylara kullanmışlardır.
Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ise fotoğrafçının gözünde o, bir milletin kurtarıcısıdır.Etrafına güç ve umut
veren gözleri artık fotoğrafçının da dikkatini çekmiştir.Bir milleti yeniden ayağa kaldıran bir
kahraman takdir edersiniz ki uzun boylu da olmalıdır.Bu yüzden
karenin içinde heybetli olarak görülür.Tabii ki yerleştirilirken
en önemli alan ona ayrılmıştır.Atatürk artık karenin tartışılmaz
birinci adamıdır.
Yazımın uzun sayılabilecek bu girişini aslında Atatürk
fotoğraflarını anlatmak için yazmadım.Asıl yapmak istediğim,fotoğrafın
fotoğrafçının dünya görüşünün bir anlatısı olduğunun örneklemesini
yapmaktı.
Veya son cümlemi şöyle düzenleyebilirim:
" Fotoğraf, fotoğrafçının
dünya görüşünü yansıttığı oranda güzelleşebilir."
Burada "Fotoğraf" kelimesi ile bir sanat ürününü
kastediyorsak eğer...
Fotoğrafçının dünyaya bakışı ne kadar yansıyorsa, o
fotoğraf o kadar sanat ürünü olabilir.
Durun yoksa Fotoğraf'a haksızlık mı ediyoruz?Takdir edersiniz ki fotoğraf sadece
sanat için yapılmaz.Anı'dan tutunda habere kadar birçok nedenle
fotoğraf çekilir.Peki bu fotoğraflarda da fotoğrafçının dünya
görüşü fotoğrafına yansımalı mı?
Geçen aylarda Kıbrıs ve İstanbul'da yapılan 2 ayrı fotoğraf
sempozyumunda, haber fotoğrafçılarının tarafsız olmaları
gerektiği ileri sürüldü.Şimdi siz, kendi dünya görüşünü
fotoğrafına yansıtmayan bir fotoğraf muhabirini düşünün!
Kendi değerini yok sayan(!) bir fotoğrafçı, altın noktaya ne yerleştirecek, onu arka
planda ne ile dengeleyecek(vb)?Sonuçt. a foto muhabiri iyi bir fotoğrafçı
ise fotoğrafında
kullanmak üzere yeniden değerler üretecek ve bu değerleri fotoğrafının
en önemli alanlarında izleyiciye sunacaktır.
Yani burada olan
tarafsızlık değil , fotoğrafçının dünya görüşünün değişmesidir.
Aynı Atatürk fotoğraflarında olduğu gibi...
Son söz:Ancak düşündüğünü fotoğrafına yansıtan iyi
fotoğraf yapabilir.
|